Korkuyorum



Sonunda önüne eğdiği kafasını kaldırma ihtiyacı duydu. Birkaç dakikadır o şekilde düşünüyordu ve artık bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu. İşe yaramayacağını bilse de zaman kazanmak için yüzünü kısmen kapatan uzun sarı saçlarını geriye attı. Neyle yüzleşmesi gerektiğini biliyordu fakat buna hazır olup olmadığını bilmiyordu. En sonunda ondan bir cevap bekleyen sevgilisine içindekileri söylemesi gerektiğine ikna oldu:



- Korkuyorum.



- Neden korkuyorsun?



- Orası hiç bilmediğimiz bir yer. Tutunup tutunamayacağımız belirsiz. Hatta iş bulup para kazanacağımız bile kesin değil. Hayatımızı bu kadar büyük bir risk altına atmamızı istiyorsun. Üstelik yabancı bir ülkede. Bütün hayatımı, ailemi, sevdiklerimi, işimi, kariyerimi kısaca her şeyimi geride bırakmamı bekliyorsun benden.



- Kolay olmayacağını zaten önceden de biliyorduk fakat, hem bizim hem de ilerde olacak çocuklarımızın geleceği için almamız gereken bir risk.



- Hayır, gereken kelimesi çok iddialı ve çok zorlayıcı. Bence gerekmiyor, burada da hayatımıza devam edebiliriz. Belki başka bir şehirde, ama başka bir ülkede değil.



- Burada benim iş bulacağım ya da senin şimdiki işine devam edeceğin garanti gibi konuşuyorsun. Zaten burada da sıkıntı içinde olacağız. Diğer yandan elimize bu fırsat çok defa geçmez. İyi düşünmelisin gelmeyi ya da kalmayı.



- Gelmeyi? Sen kesin gidiyorsun yani ne pahasına olursa olsun?



- Hayır beraber gidiyoruz, ne pahasına olursa olsun. İkimiz de buradakinden farklı bir hayatı istiyoruz ve hak ediyoruz. Sadece biraz cesur olmalıyız. Ne diyorsun?



- Bilmiyorum…



*


Uçaktan ineli birkaç dakika olmuştu ve şimdi valizini bekliyordu. Uzaktan gelen valizlerin hiçbiri onun değildi. Biraz daha beklemesi gerekecekti. Bu sırada çantasını titremesiyle irkildi. Telefonunu daha yeni açmıştı ve meraklı bir arama gecikmemişti. Elini çantasına soktu ve titreyen aleti çıkardı. Telefon ekranına baktığında hiç şaşırmamıştı. Zaten onun bu maceraya atıldığını bilen kaç kişi vardı ki ve kaçı bu kadar sabırsz olabilirdi? Yüzünde karşındakinin göremeyeceği çarpık bir gülümsemeyle telefonu açtı. 



-


- Evet şimdi indim.


-


- Heyacan var bir de…


-


- Korkuyorum.


-


- Çünkü bu yaptığım pek alışılageldik bir davranış değil, en azından benim için. Hem evdekilere yalan söyledim hem de daha önce hiç bir araya gelmediğim birinin yanına tatile geldim. Bir terslik çıkacak diye ödüm kopuyor.


-


- Hayır aslında ondan yana pek bir çekincem yok. Zaten iki yılı aşkın zamandır yazışıyoruz. Kız kıza bir tatil iyi olacaktır fakat söylediğim yalanlar tedirgin ediyor. Şu an ne yaptığımı duysalar neler olur bilmiyorum.


-


- Henüz aramadım onu, dolayısıyla kesin bir bilgim yok. Yolcu çıkışındadır herhalde,  valizimi bekliyorum. Çıktığımda arayacağım. Bu arada sanırım valizimi gördüm. Kapatsam iyi olacak tek elimle kaldırmam çok zor.


-


- Tamam seni haberdar ederim ve yine tamam iyi eğlenirim. Sağol canım. Sen de kendine iyi bak. Öptüm


-



Valizini iki eliyle kavradı ve rampadan çıkarmak için bütün gücüyle çekti. Düşündüğünden daha kolay olmuştu valizini almak. Yere koyduktan sonra sapını yükseltti ve tekerleklerinin üstünde sürümeye başladı. Havalimanı büyük olmadığı halde valizini aldığı yerle yolcu çıkışı arasındaki mesafe epey uzun gelmişti ona. Yolcu kapısından çıkarken bir eliyle valizini çekiyor diğer eliyle de arkadaşını arıyordu. Hem geldiğini haber vermek hem de onun nerede olduğunu sormak için. Telefonu kulağına götürürken etrafına, bekleyenlere bir baktı ve hat daha düşmeden onu gördü. Onu görmek garip gelmişti. İki yıldır sayısız fotoğrafına bakmıştı onun, karşısındakinin o olduğundan da emindi fakat sanki fotoğraftakilerden biraz farklıydı. Aramayı iptal edip ona el salladı…  



*

Burada bir bekleme odası olacağını hiç düşünmemişti. Aslında çok mantıklıydı, sonuçta randevu ile geliniyordu ve erken gelenlerin ya da randevu saati geldiği halde bir önceki kişinin işi uzadığı için saati gelenlerin bekleyecekleri bir yer lazımdı. Bunu ilk defa deneyimleyecekti. Aslında burada olmayı kendi istemişti ama yine de ortamda onu geren bir şeyler vardı. Onu cesaretlendirmek için birlikte geldiği arkadaşı sonunda dayanamayarak sessizliği bozdu. 



- Ne oldu oğlum?


- Korkuyorum.


- Nesinden korkuyorsun, ben daha önce geldim kaç defa. Hem sen kendin istemiyor muydun? Sanki zorla getirdik.


- Ya tamam öyle de yine de insan geriliyor. Sen ilk geldiğinde gerilmemiş miydin?


- Yoo. Ben de senin gibi istekli gelmiştim ama senden farkım tırsmıyordum. Kırk kere anlattım. Korkacak bir şey yok.


- Ne bileyim hacı ya. Tabii ki vazgeçmeyecem, kaç zamandır para biriktiriyordum, ne yaptıracağıma karar vermek de uzun sürdü hem.


- Tamam o zaman sil şu ifadeyi suratından. Gördükçe benim sinirim bozuluyor.


-

*



Kaç zamandan beri bu konuşmanın planını yapıyordu kafasında. Bu tip konuşmaların önceden planlanamayacağını biliyordu ama yine de bu senaryoyu kendi içinde sayısız defa yaşamıştı. Fakat şu an beklediği üzere kilitlenmişti. Karşısındakinw soran gözlerle bakan “O” da hiç yardımcı olmuyordu. Aslında “O”nun neden soran gözlerle baktığını merak ediyordu. Bugüne kadar bir şeyleri anlamış olması gerekiyordu. Fakat şimdiye kadar hiç renk vermemişti ya da verdiyse de “çocuk” bunu hiç anlayamamıştı. Zaten işaretleri anlamakta, şayet varsa, pek iyi değildi. Diğer yandan bugüne kadar olanları yanlış şeylere yorumlamamak için de hep temkinli davranmıştı. Artık bugün bütün temkinleri ortadan kaldıracaktı. En azından buluşmadan önce öyle planlamıştı. Tıpki geçen sefer olduğu gibi ya da ondan önceki sefer. Diğer taraftan “O”nun da kaygılı olduğunu düşünüyordu. Şayet yüz ifadesine bakınca hiç rahat olmadığı hatta epeyce huzursuz olduğunu görebiliyordu… 



Ne kadar zaman geçtiğini bir türlü kestiremiyordu ama oturalı ve sessiz kalalı baya uzun zaman olmuştu. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemez haldeydi. Sabah gemileri yakmaya karar verse de şimdi bir çuval inciri berbat etmekten korkuyordu. Kafasında sayısız düşünce dönerken “O”nun sorusuyla irkildi.



- Eee? Ne diyecektin? Yarım saattir gizemli bir şekilde bekliyoruz.


- Korkuyorum.



Dedi bakışlarıyla. Henüz ağzını açma cesaretini gösterememişti. Gözlerine baktı, her defasında içinde fırtınalar koparan, sonra da baharı davet eden o gözlere. Ne bu gözlerin hüzünle dolmasını istiyordu, ne bu gözleri kaybetmek ne de onlara olan hasretinin devam etmesini. Korkularına yenik düştüğü içinse kendini sadece bakışlarıyla ifade etmeye çalışmaktan daha öteye bir cesaret gösteremiyordu şu an.



- Senin de korktuğunu biliyorum. Bunu gözlerinden okuyorum.  Sadece sen neden korkuyorsun onu anlamıyorum? Benim ne söyleyeceğimden mi? Sonrasından mı? Beni şimdi burada kırmaktan mı yoksa ilerde benim yüzümden kırılmaktan mı? Gözlerimden okuyabiliyor musun bilmiyorum. Nasıl olduğunu da bilmiyorum. Bir baktım her yerde sen varsın. Haftalardır hiç yalnız yemek yemedim, hiç tek başıma ders çalışmadım, hiç okula tek gitmedim. Hep seninle uyudum, her sabah seninle uyandım. Tek başıma kalmak istediğimde bile hep yanımda sen vardın. Şimdi, bir yanım bunları seninle paylaşmak istiyor, diğer yanım seni kaybetmemek pahasına beni susturuyor. Biliyorum şu an susmamam gerekiyor. Sustukça daha iyi olmayacak hiçbir şey



Kaldığı ikilemin, ve “O”nu huzursuz şekilde bekletmenin gerginliğiyle düşünmesi iyice zorlaşmıştı. En sonunda kararını verdi. Kelimeleri kafasında tarttı ve konuşmak üzere ağzını açtı…

*

Haftalardır bugünü planlıyorlardı. Bu onların hayatları boyunca en özel anları olacaktı. Böyle kararlaştırmışlardı ve şimdi de hazırlıklar tamamlanıyordu. Fakat kız titremesine engel olamıyordu. Sevgilisi hazırlıkları yaparken o felç olmuş gibi haraketsiz bir şekilde bekliyordu. Bir ara sevgilisi ile gözgöze geldi. Sevgilisi durumun farkına vardığı için kızı cesaretlendirmek istedi: 


- Neden öyle bakıyorsun aşkım?


- Korkuyorum.


- Gergin olman normal. Ben ne kadar rahat görünsem de benim de içimde bir korku var. Fakat birbirimizi cesaretlendireceğiz değil mi?


- Bilmiyorum. Şu ana kadar çok emindim her şeyden fakat şimdi hem kararsızım hem de neler olacağını bilmediğim için çok tedirginim.


- Kararsız olduğuna emin misin? Haftalardır bunu planlamıyorduk seninle? İkimiz de içimizde kalan eksik bir şeyleri tamamlamak için bunu yapıyoruz İkimiz de birbirimizle olmak dışında hayatımızda mutsuzuz, bunu sen de söylüyorsun. Böylece hayatımızda yepyeni bir mertebeye ulaşmayacak mıyız? Öte yandan ne olacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz. Defalarca bunu yaptık seninle. Sadece bu sefer çok özel ve çok farklı olacak. Bu kadar özel bir anı sadece bir kez deneyimleyebileceğiz hayatımızda ve bunun tadını beraber çıkaracağız. Sırf bu özel anımız için bu güzel yeri aramadık mı günlerce. Kimse burda olduğumuzu bilmiyor ve dolayısıyla bizi burada rahatsız edemezler ve bize engel olamaz. Bizi burada kimse bulamayacak taa ki…


- Haklısın. Seni çok iyi anlıyorum ve zaten benim de seninle hemfikir olduğumu biliyorsun ama beni anla lütfen, çekiniyorum. Fakat ne sözümden dönmeye ne de seni yarı yolda bırakmaya niyetliyim.



Bu konuşmanın üzerine kızı anladığını göstermek ve ona biraz cesaret vermek için yaptığı işi bırakıp yanına geldi sevgilisi. Ona sarıldı, yüzünü saçlarına dayadı, kokusunu içine çekti ve öptü. Bunun üzerine kızın biraz rahatladığını hissetti. İkisi de vazgeçmeden evvel hazırlıkları hızlandırmaya karar verdi.  Sevgilisinin yaptığı işe geri döndüğünü gören kız bütün işi o yaptığı için suçluluk duyarak sordu:



- Yardım etmemi ister misin? 


- Gerek yok. Zaten bitmek üzere. Sen sadece rahat edeceğin bir yere geç.


- Bildiğini biliyorum ama bir kez daha söylemek istiyorum: Seni seviyorum.



Sevgilisi ona sadece her zamanki içten gülümsemesiyle karşılık verdi. İşini bitirmişti ve yanına geliyordu. O, önemli ve bekledikleri an gelmişti artık. Elini sevgilisine uzattı ve sevgilisinin onun için hazırladığı şırıngayı aldı...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder