Yoğun ve dalgın olduğum günlerden biriydi. Tek başıma yapacağım bir haftasonu kahvaltısı için eksikleri aldığım marketten dönüyordum. Ne düşünüyordum, aklımdan neler geçiyordu hatırlamıyorum bile. İnsanın beynini titreten fren sesiyle kendime geldim. Kafamı kaldırdığımda önce havadaki gri pardösülü bedeni gördüm. O kadar hızlı gelişti ki her şey, detayları algılayamadım ilk anda. Yardım için hemen koştum ama insanlar etrafını sarmıştı bile ben yanına gidene kadar. Ambulans arandı, kalabalığın bir kısmı uzaklaştırıldı, seslenildi, konuşulmaya çalışıldı fakat baygındı…



İlk o zaman detaylı gördüm onu. 60’larının sonlarında gibi gösteriyordu. Kafamdan bir işçi emeklisi olabileceği yorumunu yaptım elimde fazla da bilgi olmadan. El yordamıyla kafasının arkasına bakıldı. Neyse ki kafasında kanaması yoktu ama vücudunda başka her şey olabilirdi. Kırık, çatlak, iç kanama vs. Bir süre sonra ambulans geldi ve adamı götürdüler. Sonra ne oldu hiçbir zaman öğrenemedim.



Ambulans gidip de kalabalık dağılınca adamın poşetini ve poşetinden saçılanları gördüm. Bir iki yumurta kaldırıma düşmüş ve kırılmıştı. Yumurtaların sarıları da kaldırımı boyamıştı. İçim titredi. Belki o amca da kahvaltıya yumurta götürüyordu, belki de akşama yapılacak piyaz için haşlanacaktı bilemem ama belirli bir plan ve amaç için alınmıştı o yumurtalar sonuçta. O zaman bir kez daha hatırladım: bizim yaptığımız gündelik ya da ömürlük planlar da bu kadar kırılgan ve narin. Tek bir kaza hepsini alt üst edebilir, tek bir kabul hepsini biraz daha güçlendirebilir ya da tek bir red hepsinin tekrar gözden geçirilmesine sebep olabilir.



Sonra şaşırdım kendime… Yaralı adamı düşünmeyi bırakıp, kırılan yumurtalara takmıştım kafayı. Kim bilir belki de benim poşetimde de yumurta olduğundan özdeşim kurmuştum…





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder