Araf


Araf nasıl bir yerdir hiç bilmiyorum. Daha önce hiç de hayal etme gereksinimi duymamıştım. Şimdi ise bir şeyler oluştu kafamda. Affedilemeyecek kadar çok günah işlemiş bir insanın, Arafla Arafta yüzleşeceği zaman, içinde bulunacağını düşündüğüm ruh halini yaşıyorum. Sağıma bakıyorum kalabalık, solum da aynı, önümü göremiyorum zaten bekleyenlerden, ama hiçbirinin hayrı yok bana, belki kendilerine bile olmayacak onların da. Arkamda ise soğuk bir duvar. En arkadayım, bekliyorum ve kim bilir daha ne kadar bekleyeceğim? Ufacık bile bir boşluk yok, saklanacak delik yok, bütün çıkışlar kapalı. Kısaca, kurtuluşum yok. Sırat köprüsünden geçemeyeceğim de aşikar. İşte durum böyle.
Sadece bir ışık, çok uzakta, nokta kadar. O da benim umutsuzluktan gördüğüm bir serap mı yoksa o ışık gerçekten var mı bilemiyorum. İşim mucizelere kalmış. Bir tane de  yetmez, bir sürü mucize bir araya gelecek ki o ışığa, tabii ışık gerçekten oradaysa ulaşabileyim.

Bu bir lanet mi yoksa bir bedel mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder