Henüz pişen gözlemenin kokusu… Bundan daha güzel nedir ki insanı doğum gününde, güzel bir güne davet eden? Bir gün ben de erken kalkacam ve mutfağa geçip kahvaltıyı hazırlayacam. Fakat hazır geç kalmışken, gözlerimi daha yeni güne açmamışken yatağın, pişen gözlemeden gelen kokunun ve cumartesinin tadını çıkaracam. Gözlerimi açmadan önce uyandığım günlerin en güzel yanı, ilk göreceğimin tavandaki eserim olduğunu bilmek: ellerimle tavana yaptığım ikimizin resmi, üç buçuk yıl önce yaptığım en güzel eserim. Umutlarımız suretlerimiz olmuşlar ve her gün bana gülümsüyorlar.
Artık kalkma vakti. O zaman sırtüstü yatıp gözlerimi bize açayım. Ağzımı sulandıran, ve yan komşudan gelen gözlemeleri yemek şimdilik sadece hayal olsa da resmimiz gerçek ve tabii ki daha değerli. Dün gece yanımda değildin, bu sabah beraber uyanmadık seninle fakat bu akşam hayal kırıklığı olmayacak, biliyorum. Seninle buluşacağız, hasret gidereceğiz ve Pazar sabahına beraber uyanacağız. Belki ben senden önce uyanırım ve sen de gözlemelerime uyanırsın. Hele buluşalım da bugün…
Saat 3’e sözleştik. Daha çok var. Önce kahvem, sonra duş ve arkadan da bir şeylerle uğraşayım. Yoksa geçmeyecek zaman. Bu, özlem konusuna da hala bir çare bulamadık. Çarşambadan cumartesiye insan özler de bu kadar da olmaz hani. Sanki yılların özlemi var içimde. Neyse ki biliyorum; bugün biticek ta ki tekrar buluşmak üzere ayrılana kadar…
…
Fena dalmışım resim yapmaya, geç kalacam şimdi, neyse ki bugün doğum günüm. Geç kalsam da masum sayılırım o yüzden bugün. Zaten bilirsin huyum değildir normalde geç kalmak. Kızamazsın bana bugün yürüme mesafesinden gelemedin diye.
Hava yakmıyor dün gibi. Ne de olsa doğum günüm. O kadarcık kıyağı olur, sever beni. Bugün bunaltmıyacak bizi. Hava bunaltmadığına göre adımlarımı biraz hızlandırsam daha iyi olacak. Madem geç kalacağım bare az bekleteyim.
İşte yine komşu eşrafı atmış sandalyelerini mahalleye. Bu teyzeleri her gördüğümde aynı şey geçer kafamdan: eğer çocukluğumu da bu mahallede geçirseydim, kesin bir kaçının çocuğu ile arkadaş olmuştum, en azından birinin, kızının sevgilisini tartaklamıştık arkadaşlarımla ve bolca da sopa yemiştim bu teyzelerden. Hani yaramaz olduğumdan değil ama şimdi bu mahallede çocuk olanlar yiyor şamarı, görüyorum. Benim de onlardan eksiğim olmazdı hani.
Neden hepsinin gözü üzerimde? Sanki hüzünlü bakıyorlar hepsi bana ama bilmiyorlar ki bugün doğum günüm. Doğum günü hediyemle buluşmaya gidiyorum. Nedendir bilinmez gözlerinde hüzün görmek içimi acıttı. Kimin hakkında konuşuyorlardı acaba? Ne oldu ona? Umarım olan neyse, geçer gider.
Geç kalınır da, böyle bir güne 15 dakika bekletmez ki insan sevdiğini. Ne desen haklısın. Neyse ki geldim sayılır artık buluşacağımız masaya, deniz kenarındaki, seninle ilk buluştuğumuz gün de oturduğumuz, yağmur yağana kadar sohbet ettiğimiz, yağmur başlayınca da sana aldığım şemsiyenin altında yağmuru ve denizi izlediğimiz masaya.

Daha gelmemişsin, sen de hiç geç kalmazdın ya bugün demek ki ikimiz de daldık gittik. Dur bakayım yolun karşısında bekleyim biraz. Sen gelmeden bakayım ikimize, nasıl görüyor gelen geçen bizi? Elele tutuşmuş, gözlerini birbirinden ayırmayan, gülümsemekten yorulmayan ve birbirine çok yakışan bir çift görüyorlar. İmreniyorlardır kesin, yeni aşık sanıyorlardır. Halbuki ne bilsinler neredeyse dört yıl geçti, dile kolay. Bir de şu özleme olayına bir çare bulabilseydik daha güzel olurdu.
Sen hiç böyle yapmazdın. Hiç kırk beş dakika gecikmezdin. Sadece bir kere bu kadar uzun beklemiştim seni, hani beklemekten sıkıldığımdan değil ama merak ediyor insan, o gün de gelememiştin ama haber vermiştin. Haber vermediğine göre geleceksin bugün biliyorum. Biraz daha bekleyim bakalım. Geleceksin nasıl olsa. Yoksa sözünü tutmayıp da hediye mi alacaktın da onu seçerken geciktin? Hadi ben eşeklik ettim de tutmadım aldım doğum gününde sana hediye ama ne yapayım? İki aylık neşe kaynağımı doğum gününde hediyesiz bırakamazdım. Bunu yapamazdım işte.
…
Artık iyiden iyiye merak etmeye başladım. Nerede kaldın güzel yüzlüm, bir buçuk saati geçti. Neyse ki kimse oturmadı masamıza, zaten üç yıldır gözlüyorum da pek oturan olmuyor bu masaya. Ne oldu da bu kadar geciktin? Bir aksilik mi çıktı? Trafik mi tıkandı? Unutmazsın bugünü sen, biliyorum ama o zaman gel artık.
Bir taraftan merak ediyorum, diğer taraftan kendimden şüphe etmeye başlıyorum. Ben bilmeden bir şey mi yaptım, bana kızdın da mı gelmiyorsun? Yapmam ki ama, bugüne kadar hiç yapmadım, sen de bana kızıp gelmemezlik yapmadın zaten.
İçimi karanlıklar sarmaya başladı. Yoksa dedikleri doğru mu? Olamaz ama. Sen, o olamazsın. Sen beni bırakıp gitmiş olamazsın. Yapacağımız o kadar şey, tutacağımız bir sürü söz varken, sen terk etmiş olamazsın dünyamı. Hayatta inanmam. Bugün geleceksin. Zaten gelmeyecek olsan haber verirsin biliyorum, adetin değildir gelmeyeceğin halde beni bekletmek. Ne oldu da gelmedin bilmiyorum ama gitmedin sen, çıkmadın hayatımdan. Çıkacak olsan iyi ya da kötü veda ederdin hem. Böyle bir anda yok olmazdın. Hem neden hayatımdan çıksasın ki? Ben seni nasıl seviyorsam, sen de beni öyle seviyorsun. Gözlerinde görüyordum.
Yalvarıyorum gel artık, daha fazla bekletme beni. Geçen cumartesi gelemedin zaten. Ondan önceki cumartesi de ve öncekilerde de. Hep bir aksilik oldu, haber de veremedin, biliyorum ama bu sefer geleceksin. Çünkü bugün benim doğum günüm ve en büyük süprizi bugün yapacaksın.
Bugün geleceksin ve her şeyi anlatacaksın, biliyorum. Neden bugün geç kaldığını, neden geçen haftalarda gelemediğini, 3 yıl önce, çarşambaya denk geldiği için ayak üstü görüşüp cumartesiye ertelediğimizde de görüşmemiştik. Vardır bir sebebi, sen bugün gel de gerisi önemli değil. Sen anlat ben dinlerim ama artık gel lütfen.
Sen o, olamazsın. Herkes inandı, ben hariç. O, 10 Temmuz 2008’deki, hala çekmecemde sakladığım gazetede senden bahsetmediler. Bir gün önce, kontrolünü kaybeden arabanın çarptığı durak seninki olamaz. Orada bekleyen 22 yaşındaki talihsiz kız sen olamazsın. Haberden bir gün sonra seni defnetmedik. Annen, baban, sevenlerin boşuna ağladı o gün. Biliyor musun ben hiç ağlamadım çünkü biliyordum o, sen değildin. O cumartesi bekledim seni, doğum günümü kutlamak için. Nasıl olsa gelecektin, her şeyi anlatacaktın ama gelmedin. Olsun, zaten sen gelmedin diye ağlamamıştım o gün. Ne ertesi cumartesi ne de bugün göz yaşlarımın sebebi yine senin gelmemen değildin. Ben bıkmadım seni beklemekten ama sen de bıkmadın bekletmekten. Ne olursun bugün gel de bu sefer kutlayalım bare doğum günümü. İki yıldır erteliyorum zaten.
…
Bugün de gelemeyeceksin galiba. Olsun, ben haftaya yine burdayım. Yine masamızın karşısında seni bekleyeceğim. Nasıl olsa geleceksin. Gelinceye kadar sağlıcakla kal e mi nur yüzlüm.
Fotoğraf için bulutseverim’e teşekkürler
http://bulutseverim.deviantart.com/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder