İki üç aydır çok sık denk gelmeye başladım ve birkaç kelime edemeden geçemeyeceğim bu hayati (?) konu hakkında. Öncelikle 21 Aralık’ta dünyanın sonunun geleceğine falan inandığım yok tabii ki fakat bir durup düşüneyim dedim. Ne olur acaba gerçekten dünyanın sonu gelse? Kendi adıma, hani “yusuf yusuf” derler ya öyle olurum onu biliyorum ama acaba ne yaparım, ne düşünürüm?
Pek çok karmaşık duyguyu bir arada yaşarım, o kesin. Fakat şu an düşünüyorum da sanırım o dehşet verici olduğunu düşündüğüm anda korkuyla yarışabilecek bir duygu içinde daha olurum sanırım: üzüntü. Lakin bana sorsalar, benim hayatımın bitmesi için çok erken daha. Yapacaklarım var henüz, yarım kalmış işlerim, belki biraz da geçmişten temizleyeceklerim… Okuyacağım çok kitap var, belki yarıda bırakacaklarım bile vardır. Tiyatroya gitmedim ne zamandır, telafi etmem lazım. O bile birkaç yılımı alır zaten. Beyaz perdede izlemem gerekenleri saymıyorum bile. Pasaportumda boş kalan çok sayfa var, pasaportsuz gideceğim yerleri saymıyorum bile. . Tanışacağım pek çok insan var, bazılarından nefret edeceğim zaman içerisinde ama geçmişine baktığında beni iyi hatırlayacak ama henüz tanışmadığım bir sürü insan var. Güldüreceğim çok zaman var daha, dinleyeceğim, tavsiye vereceğim, kızacağım, yardımcı olacağım, yardım alacağım. Bünyemde misafir edeceğim pek çok mikrop var, şimdi ben gidersem onlara ayıp olacak. Dibini göreceğim çok şişe var, dibini göremezsem maazallah. Yaşayacağım, “özel” çok an var; Beraber keşfedeceğim, öğreneceğim, tartışacağım ve bazen de kırılacağım… İşin özü, yapacak çok iş var, yapacaksa tek bir hayat…
Madem konuyu açtım, bir de özeleştiri: Son zamanlarda yine bir umutsuzluk kapladı beni, mesleki kaygılar, önce onları halletmek lazım. Lakin yine kontrolümü kaybetmeye başladım bazı bazı. İşler yığılıyor, zaten hiç de bitmezler ama bir toparlamak lazım.. Fakat daha da önemlisi umutsuzluğu uzaklaştırmak ve zamanı kontrol etmek gerek. Çok değerli biri dün “Lütfen saatlerinize bakmayın, zaman akıp geçsin istiyorum." demişti. Bu sabah şöyle geçti içimden: “Bence izin vermemek gerek zamana, akıp geçsin diye. O gidince arkasından koşunca yakalayamıyorsun, bir de daha fazlasını kaybediyorsun. Ağır gelse de, acı verse de, mücadele gerek. Onları bertaraf etmeye çalışmak ama zamanı başıboş bırakmamak gerek. Mücadele etmek ama gücün tükeniyorsa da belki biraz yardım almak gerek. Mutlaka etrafta yardımcı olacaklar vardır”
Zaten ben daha yeni başlamadım mı şu an ki hayatıma? Yeni bırakmadım mı, ailemi, hayatımı, şehrimi geride? Daha fazlası da çıkmadı mı hayatımdan? Bu kadar fedakarlık yaptıysam, o zaman savaşı bırakmamalıyım daha başlamadan. Zaten zaferler savaştıkça kazanılır, zafer kazandıkça da tekrar savaşmak için güç toplanır.
Önce su ve oksijenle başlıyorum. Lakin onlar eksik oldu mu hepten geride kalıyorum. Sonra da devam, kaldığım yerden. Bir de bir ara alışverişe çıksam ne güzel olur. Alışverişe çıkmayı sevmeyen için çok zor yeni bir şeylere ihtiyaç duymak…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder